Benim bir şikayetim var!

Geçen hafta bugün yani 23 Mayıs günü eşimle beraberliğimizin 10.yıl dönümüydü.Eskiden özel günlere pek bir önem verirdim.Hatta fazlasıyla önem verirdim.Yok tanışma günü,yok bululuşma günü gibi uzun bir listem vardı.Ama evlendikten sonra,hele birde çocuktan sonra bu listeyi sadece doğum günleri ve evlilik yıldönümü ile sınırladık.Zira ne bütçemiz,ne de zamanımız yeterdi her özel günü kutlamaya.Yine de 23 Mayıs tarihinin bendeki yeri başkadır.Hatta o gün evlenmeyi çok istemiştik ama denk getirememiştik.Ergin de bunu çok iyi bilir ve muhakkak o güne özel bir şeyler yapar.Ya bir çiçek alır,ya bir yemeğe gideriz vs. Neyse,geçen hafta 23 Mayıs gününü 10.yıl şerefine şenliklerle kutlamayı hayal etmiştim.Ama hiçbir şey yapamadan geçti gitti.Hani iki çift laf bile edemedik!

Geçen hafta başında Ergin’de başlayan bulantı ve kusma Tuna,babaannesi ve dedesi olmak üzere ben hariç herkesi dolaştı.Hamileliğimde çok kustuğumdan mikroplara karşı bağışıklık kazandım herhalde.

Aksilik bu ya tam 23 Mayıs günü Tuna hastalandı.Sabah tam işe gitmek üzere evden çıkarken üstüme boydan boya kustu.O gün yoğun bir iş gündemim olduğu için işe gitmeme gibi bir ihtimalim de yoktu ve 15 dakika içinde tekrar duş alıp,hazırlanıp çıkmak zorunda kaldım.

Ama bir taraftan da Tuna gün içinde toparlarsa belki akşama babaannesine bırakıp 1-2 saatliğine bir yerlere kaçarız,başbaşa bir yemek yeriz falan diye düşünüyordum.

Akşam Tuna’yı alıp eve geldiğimde,babam aradı.İş için bu tarafa geliyormuş, işim bitince size uğrayabilirim dedi.Tamam dedim ama hala içimde bir umut var.Tuna’nın keyfi yerinde görünüyor.Babam daha gelmedi,Ergin gelmek üzere,Ergin babamdan önce gelirse dışarı çıkarız o gelene kadar döneriz diyorum.Yavaş yavaş giyinip süslenmeye başladım.Derken kapı çaldı,Ergin’le babam aynı anda geldi.Neyse babam fazla durmayacağım dedi.Tuna’yı sevdi biraz Ergin’le halletmeleri gereken bir iş vardı,dışarı çıktılar oradan babam gidecekti.Hala umudum devam ediyordu.Tuna’nın uyku saati geldi,uyutup gideriz diyorum.Tuna’nın pijamalarını giydirip odaya geçtik.Tam yatırmaya hazırlanırken Tuna tekrar kusmaya başladı.Bu defa sabahkinden de şiddetliydi.Bende ne saç kaldı,ne makyaj,kılık kıyafet desen baştan aşağı,ayyy anlatırken bile midem bulandı.

Velhasıl 10.yıl şenliklerimiz yalan oldu.Üstüne üstlük aç bile kaldık.

O günün telaşesiyle yazdığım yazıyı da yayınlamayı unutmuşum zaten :( evlilik yıldönümümüz için saklıyorum artık.

Amma lafı uzattım dimi?Asıl mevzu şu, canım kocacım bana o gün çiçek göndermiş.Ama çiçek gelmedi.Aradan birkaç gün geçtikten sonra eşim bana çiçeğini beğendin mi diye sorunca çiçeğin gelmediğini farkettik.Önce yanlış yere gitmiştir falan diye düşündük.Plazanın resepsiyonunda bir karışıklık falan olmuştur diye neredeyse bütün katları aradım.Ben bildim bileli eşim çiçek göndermek için bu siteyi kullanırdı.Hani bu çok bilinen sitelerden biri değildi ama vaktinde ve güzel çiçekler gelirdi.Eşimde www.cicekgönder.com sitesine mailler atmış,müşteri hizmetlerini aramış ama ortada ne çiçek var ne çiçekçi! Üstüne üstlük teslim edildi diye mail bile atmışlar.Belki bir sonuç alırız diye bu kadar bekledim.Daha sonra şikayet sitelerine de girip baktım.Özellikle Mayıs ayındaki gönderilerin hiç biri yerine ulaşmamış.Biraz geriye doğru okudum da,insanlar ne kadar zor duruma düşşler.Çok şükür biz de sıkıntı olmadı ama kimisinin evlilik yıldönümüymüş,kimisinin doğum günü,kimisinin eşiyle kavga etmesine sebep olmuş,kimisinin sevgiliyle..

Hani kazara yolunuz www.cicekgönder.com sitesine düşerse diye söylüyorum.

Bildiğim kadarıyla hala sipariş almaya devam ediyorlar.Şiparişiniz alınıyor,ödemesi alınıyor.teslim edildiğine dair mail de geliyor ama herhangi bir gönderim yapmıyorlar.Para iadesi almak falan mümkün değil çünkü kimseye ulaşamıyorsunuz.

Benden söylemesi!

Gülümse :)

Geçtiğimiz Perşembe gününden beri çok yoğun günler geçiriyorum.Perşembe akşamı işten çıkmadan önce “out of office mesajını güncellerken gerçek anlamda da ofis dışıda olacağımı hayal bile edememiştim.Pazar akşamına kadar evden-işten-çocuktan-bilgisayarımdan-telefonumdan herşeyden uzaktım.

Perşembe akşamı eşimin kuzeninin kına gecesi vardı.İş yerinden çık,eve git,giyin,süslen,hazırlan,Tuna’yı ve kocayı hazırla kınaya git.Bir buçuk sene sonra ilk defa topuklu ayakkabı giyip bütün gece kendi kına gecemmiş gibi tepinince,sabaha ayaklarımın ağrısından uyuyamadım.

Cuma günü bütün işlerimi ve görüşmelerimi sabahın kör vaktine sıkıştırıp saat 10:30′daki blogger toplantısına yetişmek için uğraştım.Bu ayın konusu tuvalet eğitimi olunca bu toplantıyı kaçıramazdım.(İnşallah yazabilirsem toplantı ile ilgili notlarımı ayrıca paylaşmak istiyorum.)

Hazır Tuna sinyalleri vermeye başlamışken bir yerden başlamak lazımdı.Neyse koştura koştura yetiştim toplantıya,katılım yoğundu.Salona girdiğimde daha önce tanıştığım birkaç blogger anne ile selamlaştım.Aslında çok çekingen biri değilimdir ama ikinci kez katıldığım bu toplantı da yine kimse ile iki çift laf edemedim diyebilirim.

Sadece Deli anne‘yi görünce dayanamadım,yanına gittim.Sadece”merhaba” deyip en utangaç,en çekingen halimle kendimi tanıttım.Sıkıntı vermemek için de lafı fazla uzatmadan yanından ayrıldım.

Sonra  yine koştura koştura eve gidip Tuna’yı ve kayınvalidemleri alıp düğün için Lüleburgaz’a doğru yola çıktık.

Güzel,keyifli,ilginç ve gerçekten çok yorucu bir hafta sonuydu diyebilirim.

Mesela ilk defa gerçek anlamda bir köy düğünü gördüm.Tuna ilk defa dalından erik koparıp yedi.İlk defa Tuna’nın peşinden koşturmadan bir kaç gün geçirdim.

Tuna fotoğraf makinamı yerden yere vurmamış olsaydı belki bir kaç kare ekleyebilirdim.Neyse yenisine kısmet artık.

Anlatacak o kadar çok şey var ki aslında,ama YE-Tİ-ŞE-Mİ-YO-RUM! Gerçekten yetişemiyorum.Pazar akşamı eve döndüğümüzde,evin dağınıklığını bile görmezden gelip bütün detayları yazmaya niyetlendim ama malesef mümkün olmadı.Yemek pişirip,Tuna’ya yedirip,yıkayıp uyuttuktan sonra benim de pilim bitmişti.Bilgisayarı açmamla kapatmam bir oldu. İki akşamdır yine aynı tempo,eve gidip işleri toparlayıp yerime oturduğumda saat on bir oluyor.

Bu sabah işe geldiğimde içten içe yine isyan ediyordum.Hiç bir şeye yetişemiyorum,iki satır yazı bile yazamıyorum diye bıdı..bıdı.. söyleniyordum.

Sonra gittim kendime bol sütlü bir kahve aldım.(Kahveyi sütsüz içemem de)

Kahvemden bir yudum alır almaz bu manzara ile karşılaştım.

Ve kocaman GÜLÜMSEDİM :)

Ne dersiniz gülümsemek için yeterli bir sebep değil mi?

İyi ki doğmuşum!

Etiketler

Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında;

Yekpâre geniş bir ânın

Parçalanmaz akışında.

Artık eskisi gibi heyecanlanmıyorum,

Pastanın üzerindeki mumları da saymıyorum.

Günlük telaşlarım var artık benim,

Sabahın köründe kalkıp, işe yetişme telaşım,

İş yerinde saçma sapan raporlar hazırlayıp başkalarının egolarını tatmin edebilme telaşım,

Eve 10 dakika daha erken gidebilme telaşım,

Yemek yapıp,bulaşık yıkayıp,temizlik yapma telaşım,

Eve-işe-eşe-çocuğa herşeye aynı anda yetişebilme telaşım,

Benim ne istediğimden ziyade başkaların isteklerini yerine getirebilme telaşım,

Derken bir yıl daha geçmiş haberim yok!

İşte ben böyle kaybolup gidiyorum zamanın içinde…

Haftasonundan kısa kısa

Etiketler

Bu Cumartesi eşimin işe gitmesi gerekiyordu.Nadir de olsa haftasonu işe gittiği zamanlarda çok sıkılıyorum.Ben de bu Cumartesi gününü kendime ayırdım.Tuna’yı babaannesine bırakıp kendimi evden dışarı attım.Ama yine de haftasonu haftasonu tonton oğlumu bıraktığım için içim rahat değildi.Ne yapsam ne yapsam derken kendimi Eminönünde buldum.Biraz gezdim dolaştım pasta malzemesi satan yerlere girdim çıktım.Söz verdim,kuzenimin kızının doğum günü kurabiyelerini ben yapıcam ;)

Dönüşte tramvayda yanımdaki turist çiftin Sultanahmet nerede ,Ayasofya nerede falan diye konuşmalarına kayıtsız kalamayıp onlara biraz İstanbul’u tanıttım.Sonra da kapalı çarşının durağını hatırlayamayıp bir durak önce inmelerine sebep oldum.(Şaşkın kafa)Neyse ki Çemberlitaş’ta da kapalı çarşıya giriş varmış.Off :(  kendimi çok kötü hissettim,inşallah bulabilmişlerdir.

***

Geçen hafta çok yoğun bir haftaydı eve akşam 10′dan önce gelemedim.Mesai yemekleri kebabçıdan olunca bütün hafta et yemek zorunda kaldım.Üstüne Cumartesi akşamı Ergin’in de canı kebap yemek isteyince koca haftayı et yiyerek kapattım.Ama zavallı midem daha fazla dayanamadı.Pazar sabahına kusarak uyandım.Aynı hamileliğimdeki gibi hissettim.Özellikle böyle durumlarda ikinci çocuktan hemen vazgeçiyorum.Neyse sonuç olarak uzun süre et görmek istemiyorum.Nokta!

***

Anneannemden sonra Tuna ağlamak kavramının ne olduğu tam anlamıyla öğrenmiş oldu.Haberi aldığımız sabah kısa süreli bir ağlama krizi geçirdim.Tuna o zamana kadar hiç beni ağlarken görmemişti.Beni öyle görünce o da ağlamaya başladı.Hemen ağlamayı kessem de aklında yer etmesini engelleyemedim.Daha sonra Çanakkale’de de hep annemi ağlarken gördü.O gün bu gündür çoluk çocuk kimi ağlarken görse “anni aaliyo” diyor.Hatta geçen akşam istediği bir şeyi alamayınca ağlamaya başladı.Bende avunsun diye camın önüne götürdüm.Camda kendi yansımasını görünce birden ”annii bebek aliyo” dedi.Şaşkın oğlan :)

***

Tuna bir kaç gündür kakasını söylüyor.Açıkçası önce  dikkate almadım.Söylediği ortamlar da pek uygun değildi.Ama bir kaç gündür ciddi ciddi gelip söylüyor.Babaannesine de söylemiş.Off ya 18 ay çok erken değil mi? Daha emzirme mevzusunu halledememişken birde tuvalet eğitimi çıktı.Allah bana kolaylık versin.

***

Uzun zaman sonra bu hafta sonu dönme dolaba bindim :) İstanbul’a taşınana kadar benim bildiğim tek lunapark (ve hayvanat bahçesi) İzmir’deki fuar alanındaki idi. Her yaz İzmir’e teyzemlere gidince uğramadan geçmezdik.Dün akşam eşim maç izlemeye gidince bizde Tuna’nın halası ve kuzenleri ile beraber parka gittik.Kesinlikle çok eğlendim.

Neyse bu hafta da çok yoğun geçecek belli.İş yerinde hem yurtiçi hem yurtdışı denetim var.Önümüzdeki haftasonu eşimin kuzenin düğünü var.Perşembe akşamı da kına var.Ama hissediyorum herşeye rağmen güzel bir hafta olacak.

Herkese şimdiden iyi haftalar..

MiM

Etiketler

Görkem‘in sayesinde arada sırada bende kendimi mimlenmiş sayıyorum.Aslında blog sahibesini daha iyi tanımak adına mim okumak da cevaplamak da hoşuma gidiyor.Ee hadi başlayalım bakalım.

1- Mesleğin seni mutlu ediyor mu?

Evet, desem yalan söylemiş olurum.İşletme mezunuyum ve özel bir şirkette mali işler departmanında çalışıyorum.Çok yoğun ve sıkıcı bir iş tempom var.Kendime ait bir işimin olmasını hayal ediyorum hep.Ne bileyim bir kafeterya bir restorant işletmek bile beni daha mutlu ederdi. 

2- Dilediğin meslek miydi?

Hayalimdeki meslek değildi.Asıl hayalim dedektif  olup cinayet falan çözmekti.

3- Yalnız mı, ilişkide yaşamayı tercih ediyorsun?

Yalnızlığı tercih ettiğim zamanlar olmuyor değil ama eşim olmadan asla!

4- Tatsız durumlardan kaçınmak için yalan söyler misin, dürüst ol!

Evet ;)

5- Yabancı bir dil konuşuyor musun?

İngilizce.

İşyerimde Alman’larla çok haşır neşir olduğumdan Almancayı da anlar oldum artık.

6- Rüyandaki evde oturuyor musun? Taşınmak veya yurt dışına gitmek istiyor musun?

Maalesef :( Tuna’ya babaannesi baktığı için kayınvalidemlerin apartmanında oturuyoruz.Trafikte vakit kaybetmeden Tuna’yı bırakıp almak daha kolay oluyor.İnşallah Tuna’nın kreş yaşına geldiğinde rüyamdaki eve taşınabilirim.Yurtdışı konusuna gelince evet gitmek istiyorum.Ne zaman nasıl henüz bilmiyorum ama gelecek planlarımın içinde var.Özellikle Amerika’nın tadı damağımda kaldı.Bakalım kısmet.

7- Mobilya değtirmeyi sever misin?

Evet,çook severim.Evlendiğimden beri hiç değiştirmedim ama hayalimdeki eve taşındığımda ona da sıra gelicek inşallah.

8- Çevreye, hayvan korumaya katkın var mı?

Açıkçası özel bir çabam yok.Ama bende elimden geldiğince bireysel olarak bir şeyler yapmaya çalışıyorum.İstanbul’da bahçeli bir evimiz oladığı için hayvan sahibi olma şansım yok.Ama Çanakkale’deyken bir tane köpeğimiz vardı.Şimdi üç tane oldular.

9- Televizyon ve filmleri sever misin?

Pek televizyon düşkünlüğüm yoktur.Ama Cnbc-e dizilerini severim.Bazen kafamı dağıtmak için açsamda Tuna’dan sonra hiçbir diziyi baştan sona seyredemez oldum.

En son ne zaman sinemaya gittiğimi ve hangi filmi seyrettiğimi bile hatırlamıyorum.Muhtemelen hamile kalmadan önceydi..

10- Bırakmak istemediğin kötü huyların var mı?

“Hayır” demeyi beceremiyorum ve bu yüzden çoğu zaman sinir krizi geçirmenin eşiğinden dönüyorum.

Hamur işi ve tatlı yemeyi çok seviyorum ve vazgeçemiyorum.Hala bu yüzden istediğim kiloya ulaşamadım.(Çaktırmıyorum ama bu aralar diyetteyim 7-8 kg kadar gitti bile)

Birde her alış-verişten sonra gereksiz olduğunu düşünüp pişmanlık duyuyorum.Sonra da kendime kızıyorum.Abartısız her defasında aynı şeyleri hissediyorum.

11- Loto veya benzeri şans oyunu oynar mın?

Oynamışlığım vardır.Ama şu yaşıma kadar bir elin beş parmağını geçmemiştir.Yıllar önce bir arkadaşım 10 numaradan güzel bir para kazanmıştı.Bende heveslenip bir kaç kez 10 numara oynamıştım, o kadar.